Haydi ben özgürüm de!

 

Artık, 'Ana Haber'leri izlemeye tahammül edemiyorum!

Gerçekleri eksilten, gizleyen ya da yönlerini değiştiren haberler ile magazinleştirilmiş bir gündem oluşturuluyor. Bu sayede aslında insanların ne düşüneceğini ve ne konuşacağını kontrol eden gizli bir sansür mekanizması oluşturuluyor. Ezberletilmiş özgürlük, özgürlük değildir! 

 

 

'İktidarın kaleleri' haline gelen yazılı ve görsel basın, sonsuz derecede taraflı ve içten sansürlü haberleriyle, güç yaltaklığı yapmaktan vazgeçemiyor. Bazı kanalların muhabirleri, ellerine gelen haber bültenlerini değerlendirirken; 'bizim kanal bu bültende 'alkol' kelimesi geçtiği için bu haberi yayınlamaz' diyor mesela. Kanaldan önce, kendileri uyguluyor sansürü. Basın özgürlüğü denilen şey, sadece insanların özel hayatına tecavüz eden MAGAZİN programlarında geçerli yani. Bir ünlü, eğlenmeye gittiği mekanda biriyle yakınlaştığında, onu evinin önüne kadar takip etmeye cürret eden ve bunu BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ olarak tanımlayan haber yayın organları, İktidara muhalif kalemlerin mürekebini gazetelerine değdiremiyor. Tarafsız ve sadece gerçeklerden bahseden haberciler, TV proramlarına davet edilmiyor. Bazı siyasi parti liderlerinin mitingleri ve basın açıklamaları, konuşma metninden cımbızla seçilmiş birkaç cümlenin yayınlanmasından öteye geçemiyor. Bu basın, özgür mü şimdi? 

 

MAGAZİN; DEDİKODUDUR!

Ana Haberlerde, birkaç ünlü haberinin ardından kedi, bebek, maymun vidyosu göstermeye vakit ayıran televizyon kanallarının, uluslarası gelişmelere yer vermeye fırsat bulamadan haber bültenini kapatmak için veda edişini izlemek, içler acısı...Ardından başlayan ve ortalama 4 saat süren dizi+ dizi özetlerinden söz etmeye bile lüzum yok!  Peki, eskiden dedikodunun ayıp ( ve hatta birçok dine göre de günah) sayıldığı bir memlekette, dedikodu programlarına alışmışlık neden? 'Biri bizi dikizliyor' ile başlayan dedikoduya alışmışlık silsilesi, 'Evden kaçan kızları bulma programları', 'Kimin daha çok malı mülkü varsa ona veririm,gönlümü' programları, 'Saatlerce evinin kapısında bekledik ve sonunda bu ünlüyü kapıda görüntüledik' programları', 'Bugün bunu giydim sırf siz beni herkesin önünde azarlayıp rezil edin diye' programları ile devam ediyor... Kafamız okadar karışık, zihnimiz okadar dolu ki, ülkede ve dünyada neler olup bittiğini merak etmeye fırsat bulamıyoruz. E özgür basın da haklı; ana haberlerde gösterilen maymun vidyosu, cebinde parası yok diye okula gidemeyen, zorla çalıştırılan çocuklardan aha ilgi çekici. Köyünde yol olmadığı için karda doğum yapıp ölen kadın haberleri artık eskidi, onun yerine, dudağına silikon yaptıran mankeni kim öpecek temalı haberler öncelik taşıyor. 

 

'İSTİKLAL' ARTIK SADECE BİR SEMT ADI

Özgür basın okadar yoğun çalışıyor ki, kafası karışmış halka artık kendi ismini bile unutturmak mümkün. 'İstiklal Marşı'nı kim yazdı?' sorusuna cevap veremeyen, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Dış İşleri Bakanı'nın ismini bilmeyen, 19 MAYIS'ın 23NiSAN'IN 30AĞUSTOS'un kutlanma nedenlerinden bihaber olan halk, Bülent Ersoy'un sondan ikinci kocasının ismini tereddüt etmeden söylüyorsa, basın özgürlüğü safsatası amacına ulaşmış demektir. Birileri bize nasıl ve ne kadar özgür olacağımızı öğretiyorsa, ortada gerçek bir özgürlüğün varlığından söz etmek mümkün mü? 

 

Haydi bakalım, şimdi hepberaber 'ÖZGÜRLÜÜÜÜÜK!' diye bağıralım. Mümkünse hicaz makamından olsun... 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !